| KOMÜNİST
TOPRAKLARDA BİR İSLAM TOPLUMU: DOĞU TÜRKİSTAN
Harun Yahya
1.BÖLÜM
KOMÜNİST ÇİN DOĞU TÜRKİSTAN'A
GÖZ AÇTIRMIYOR
Çin'in en batı noktasında yer alan Doğu Türkistan
yaklaşık iki asırdır işgal altındadır ve özellikle son elli
yıldır komünist Çin yönetiminin despot rejimi altında ezilmektedir.
Doğu Türkistan Müslümanlarının bekledikleri yardım ise dünyanın
dört bir yanındaki vicdanlı insanlar için son derece kolaydır:
Bu komünist zulmün sona ermesi için fikri bir mücadele yürütülmesi
ve yaşanan zulmün tüm dünyaya duyurulması için çaba sarf edilmesi...
Çin, 20. yüzyıla, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya ve
Rusya gibi ülkelerin baskıları altında ezilmiş ve paramparça
olmuş bir imparatorluğun kalıntıları üzerinde girdi. Ülkede
imparatorluk rejimi yıkıldıktan sonra, on yıllar boyunca güçlü
bir merkezi otorite kurulamadı. Ancak 1949 yılında iktidara
gelen Komünist Parti ile birlikte, Çin kısa sürede büyük bir
korku rejimine dönüştü. Bu dönüşüm sürecinde on milyonlarca
insan söz konusu kanlı ideolojinin baskıcı ve totaliter uygulamaları
nedeniyle hayatını kaybetti. İktidarını ancak şiddetle muhafaza
edebilen ve komünizmin belki de en acımasız ve en vahşi uygulamasını
yürürlüğe koyan Çin Komünist Partisi, tüm Çin halkı için tek
tip bir yaşam ve düşünce tarzı belirledi. Bu dönem boyunca,
komünist iktidarın kurallarına uymayanlar ise acımasızca yok
edildi.
KOMÜNİST ÇİN'İN DOĞU TÜRKİSTAN DÜŞMANLIĞI
Söz konusu komünist vahşetin en çok hedefi olan bölge ise,
Uygurlu Müslüman Türklerin yaşadığı Doğu Türkistan'dır. Çin'in
en batı noktasında yer alan Doğu Türkistan yaklaşık iki asırdır
işgal altındadır ve özellikle son elli yıldır komünist Çin
yönetiminin despot rejimi altında ezilmektedir. Doğu Türkistan,
Çin'in propagandaları neticesinde dünya kamuoyu tarafından
'Xinjiang' -Sincan- (Çince "yeni kazanılmış topraklar")
olarak tanınmaktadır ve çoğu insan bu topraklarda yaşanan
insanlık dramından habersizdir. Oysa nüfusun çoğunluğunu Uygur
kökenli Müslümanların oluşturduğu Doğu Türkistan'da, Çin Komünist
Partisi tarafından, Çin'in hiçbir bölgesinde yaşanmayan boyutlarda
şiddet ve baskı uygulanmaktadır. İşkence, idam, çalışma kampları,
dini baskı Doğu Türkistan'da uzun yıllardır günlük hayatın
bir parçası haline gelmiştir. (www.doguturkistan.com)
Müslümanlar sadece dinlerini yaşamak istedikleri için tutuklanmakta,
işkenceleri ile ünlü Çin hapishanelerinde aylar, hatta yıllar
boyunca tutulmakta, özgürlük ve demokrasi taleplerini dile
getirenler acımasızca idam edilmektedir. Bunun yanı sıra Çin'in
asimilasyonist politikaları Doğu Türkistan'ın çoğunluğunu
oluşturan Müslümanların, dillerini konuşmalarını, kültürlerini
devam ettirmelerini engellemekte ve hatta diledikleri kadar
çocuk sahibi olmalarını bile yasaklamaktadır. Doğu Türkistan
müslümanlarının hacca gitmelerine, oruç tutmalarına ve namaz
kılmalarına engel olunmaktadır. Bu baskılar komünist ideolojiyle
yakından bağlantılıdır.
KOMÜNİSTLERİN MATERYALİST DÜNYA GÖRÜŞÜ
Materyalist bir dünya görüşüne sahip olan komünist ideolojiye
göre, tek mutlak varlık maddedir ve tarihi, ekonomik ve sosyolojik
süreçler de dahil olmak üzere gelişen her türlü olay maddenin
farklı formlarının bir yansımasıdır. Buna göre herşey sürekli
bir değişim ve gelişim içerisindedir. Ve bu gelişimin itici
gücü çatışmadır. Tüm evren gibi insanlık tarihi de çatışma
sayesinde gelişmiş, insan bu çatışma sayesinde ilerlemiştir.
Gelişmek için sürekli çatışmanın olması gerektiğini savunmak
ise, gerçekte insanlığı tamamen ortadan kaldırmaya doğru bir
adım, sonu gelmez bir kan dökme kuyusudur. Bu durumda, bu
ideolojilerin takipçileri sürekli birbirleri ile çatışır,
birbirlerine zulmeder, ilerleme adı altında birbirlerinin
kanını dökerler. Allah'ın insanlara emrettiği sevgi, saygı,
fedakarlık, paylaşma gibi insani duygular, özlenen barış ve
huzur ortamı tamamen ortadan kalkar. Hatta bu gibi ulvi özelliklerin
toplumun ilerlemesinin önünde engel olduğu düşünülür. Bu ideolojiyi
Çin'de hayata geçiren Mao Tse-Tung, ardında 60 milyonu aşkın
ölü, on milyonlarca işkence görmüş insan ve acımasız bir toplum
bırakmıştır. (Mao döneminde yaşanan vahşetle ilgili daha detaylı
bilgi için bkz. Komünizm
Pusuda, Harun Yahya, Vural Yayıncılık, 2001).
Komünizmin en önemli unsurlarından biri olan çatışmacılık,
insanları bir tür gelişmiş hayvan olarak gören Darwinist düşünce
ile birleşince ortaya milyonlarca insanın ölümüne, bir o kadarının
da hayatlarının kararmasına neden olan vahşetler çıkmıştır.
Bu nedenle Mao ve onun takipçileri, birer hayvan sürüsü olarak
gördükleri halkın çektiği acılardan hiçbir şekilde etkilenmemiş,
bunu doğanın makul ve normal bir işleyişi olarak görmüşlerdir.
(www.dinsizliginkabusu.com)
Mao'nun, komünizme muhalif olanları Darwinist önyargı ile
hayvan olarak kabul edişi, Harvard Üniversitesi'nden tarihçi
James Reeve Pusey'nin China and Charles Darwin (Çin ve Charles
Darwin) adlı kitabında şöyle vurgulanır:
Mao Tse-Tung 1964 yılında, bütün aşağılık hayvanlar
yok edilecektir diye tehdit savurmuştu. Bununla
düşmanlarını insanlıktan çıkarıyordu, bu kısmen Çin geleneğindeki
abartıya, kısmen de Sosyal Darwinist realizme dayanıyordu.
Aynen anarşistler gibi, devrime tepki duyanları
evrimsel başarısızlıklar olarak görüyor ve soylarının tükenmesini
hak ettiklerini düşünüyordu. Halkın düşmanları
insan değildi ve insan olarak muamele görmeyi hak etmiyorlardı.1
İşte Mao'nun, Darwinist hezeyanları nedeniyle "insanca muameleyi
hak etmediğini" düşündüğü toplumlardan birisi de Doğu Türkistan
Müslümanları idi. Çünkü Doğu Türkistan halkı inancı gereği
komünizme şiddetle karşı çıkıyordu. Ancak bu haklı tepkilerinin
karşılığını son derece acımasız bir şekilde aldılar. Halen
baskı ve esaret altında yaşayan Doğu Türkistan, milyonlarca
evladını komünist rejime şehit verdi. Yüz binlerce Müslüman
Çin hapishanelerinde işkence gördü, evlerinden sürüldü, topraklarını
terk etmek zorunda bırakıldı. (Detaylı bilgi için Bkz., Komünist
Çin'in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan, Harun Yahya)
Tüm bunların yanında Çin, Doğu Türkistan'ı, her türlü iletişim
imkanını kısıtlayarak dünyaya kapalı bir bölge haline getirmekte
ve bölgede yaşanan insanlık dramının tüm boyutları ile öğrenilmesini
engellemektedir. Ancak bu, Doğu Türkistan'da ezilen ve zulüm
gören masum insanları unutmak ve bu konuda duyarsız davranmak
için geçerli bir mazeret değildir. Bu nedenle Doğu Türkistan
konusunda dünyaya hakim olan bu sessizliği ortadan kaldırmaya
yönelik her türlü fikri çaba son derece önemlidir. Kapalı
kapılar ardında yaşanan insanlık dışı olayların tüm boyutları
ile gözler önüne serilmesi, hem bu mazlum halkın sesini duyurmasına
vesile olacak, hem de dünya kamuoyunun dikkatini bu konuya
çekecektir. Allah bir Kuran ayetinde, "Sizden; hayra
çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden)
sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır."
(Al-i İmran Suresi, 104) diye bildirmiştir. Her Müslüman bu
ayette örnek gösterilen topluluğun bireylerinden biri olabilmek
için ciddi bir çaba harcamalıdır. (www.harunyahya.org)
1) James Reeve Pusey, China and Charles Darwin,
s. 455 2)
2. BÖLÜM
DOĞU TÜRKİSTAN'IN ÖNEMİ
KOMÜNİST ÇİN, DOĞU TÜRKİSTAN'I KAYBETMEK İSTEMİYOR
Coğrafi yapının da sebep olduğu siyasi oluşumlar
neticesinde bugün Batı ve Doğu olarak ikiye ayrılmış olan
Türkistan toprakları üzerinde, Çin'in çok önemli planları
vardır.
İki bin iki yüz yıllık geçmişi ile Türkistan toprakları,
dünyanın en önemli ve köklü medeniyetlerine ev sahipliği yapmıştır.
Batıda Hazar Denizi ve Ural Dağları'nın güney kısmına, kuzeyde
Sibirya'ya, güneyde İran, Afganistan ve Tibet'e, doğuda Çin
ve Moğolistan'a sınır olan Türkistan, oldukça geniş bir sahaya
sahiptir.
Bugün, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve
Türkmenistan'ın dahil olduğu bölge Batı Türkistan olarak anılmakta,
iki asırdır Çin'in esareti altında bulunan bölge ise Doğu
Türkistan olarak adlandırılmaktadır. Doğu Türkistan'ın coğrafi
ve stratejik olarak taşıdığı önemi anlamak için ise, Çin'in
bu topraklara olan ilgisini göz önünde bulundurmak gerekir.
(www.doguturkistan.com)
1700'lerin ortalarında Çin istilasına uğrayan Doğu Türkistan,
kısa aralıklarla bağımsızlığını elde etti. Ancak dünya ve
bölge siyasetinde yaşanan değişimler Doğu Türkistan'ın bağımsızlık
özleminin gerçekleşmesine engel oldu. Yaklaşık 10 milyon km2
yüz ölçümüne sahip olan Çin, 2 milyon km2'lik yüz
ölçümü ile dünyanın dev ülkelerinden biri olan Doğu Türkistan'da
uyguladığı baskı ve tecrit politikalarıyla bir halkı toptan
imha etmeye çalıştı.
Dünya kamuoyunda çok az bilinen bu zulmün detaylarına girmeden
önce, Doğu Türkistan'ın tarihi, jeo-stratejik ve jeo-politik
konumu üzerinde durmak gerekir.
DOĞU TÜRKİSTAN
Tarihi MÖ 200'lü yıllara (Göktürkler ve Hunlar dönemine)
kadar dayanan Türkistan toprakları, tarihin ilk dönemlerinden
beri Türklerin ana yurdu, bin yıldan beri de İslam toprağıdır.
Tarih boyunca Türkistan adı ile bir devlet veya hanlık kurulmamış
olmasına rağmen, Orta Asya'nın büyük bölümünü oluşturan söz
konusu alan, eski çağlardan beri Türklerin yerleşim merkezi
olduğu için Türkistan olarak adlandırılmıştır. Özellikle de
araştırmacılar tarafından tarihin ilk medeniyet merkezlerinden
biri olduğu belirtilen Doğu Türkistan, jeo-stratejik konumu
itibariyle Batı ve Doğu kültürlerinin kaynaştığı bir alan
olmuştur. Özellikle Hakan Satuk Buğra'nın İslam'ı kabul etmesinin
ardından 751-1216 yılları arasındaki dönem Doğu Türkistan'ın
altın devri olarak bilinir. Medreseleri ve öğretim kurumları
ile ünlenen Türkistan, bu dönem boyunca dünyanın dört bir
yanından gelen öğrencileri misafir etmiş, tarihe yön veren
devlet ve bilim adamları yetiştirmiştir. Bu bölgeden dünyanın
dört bir yanına göç eden Türkler ise İslam'ı dünyanın çeşitli
ülkelerine taşımışlardır. (www.turkislamkulturu.com)
ÇİN'İN İDDİASI GERÇEK DEĞİLDİR
Çin'in, Doğu Türkistan halkına karşı yaptığı insan hakları
ihlallerini ve zulmü gizlemek için uluslararası arenada öne
sürdüğü iddialardan biri, bu bölgenin "Çin topraklarının bir
parçası olduğu", dolayısıyla da Doğu Türkistan'da yaşananların
"Çin'in iç meselesi sayılması gerektiği" iddiasıdır. Oysa
tarihi kaynaklar bu iddiayı yalanlamaktadır. Bunların başında
Çinlilerin, diğer milletlerden kendilerine karşı yönelen saldırıları
engellemek için inşa ettikleri Çin Seddi gelmektedir. Tarihte
ilk defa Çinliler ile bölgede yaşayan diğer milletler arasındaki
resmi sınırı bu set oluşturmuştur. Ve Doğu Türkistan Çin'in
tarihi sınırları olarak kabul edilen bu setin dışında kalmaktadır.1
ÇİN'İN DOĞU TÜRKİSTAN ÜZERİNDEKİ ISRARI
Doğu Türkistan, Çin'in, Taklamakan Çölü'nün
ilerisinde ve setin arkasında kalan tek toprağıdır ve bu yönüyle
Çin'in Batıya açılan penceresi konumundadır. Coğrafi konumun
siyaset üzerindeki etkisi ve coğrafi olarak avantajlı bölgelerin
stratejik olarak da avantajlı olmaları gerçeği, Doğu Türkistan'ı
Çin için vazgeçilmez hale getirmektedir. Bu nedenle Çin, işgal
ettiği Doğu Türkistan topraklarından çekilmek ve burada bağımsız
bir devlet kurulmasına izin vermek yerine, baskı ve şiddetle
yerli halka işgali kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bir yandan
da haber alma ve iletişim özgürlüğü de dahil olmak üzere her
türlü özgürlüğü ortadan kaldırıp, Doğu Türkistan'ı kapalı
bir kutu haline getirerek, bölgeyi mümkün olduğunca dünya
gündeminden uzak tutmaktadır. (detaylı bilgi için Bkz., Komünist
Çin'in Zulüm Politakası ve Doğu Türkistan, Harun Yahya)
Çin'in en batı noktasını oluşturan bu topraklar, Soğuk Savaş
döneminde Çin tarafından, Sovyet tehdidine karşı tampon bölge
olarak kullanılmıştır. Bu yönüyle Çin'in söz konusu topraklar
için atacağı her türlü adım, hem kendisinin hem de bölge ülkelerinin
güvenliğini ve istikrarını doğrudan ilgilendirmektedir. Şu
anki konumuyla Rusya, Çin için artık ciddi bir tehlike teşkil
etmiyorsa da, Çin, "Halkın Kurtuluş Ordusu" (PLA) olarak adlandırılan
silahlı kuvvetlerine bağlı kara ve hava kuvvetlerini bölgede
tutmakta ve nükleer füzelerinin büyük kısmını da burada muhafaza
etmektedir. Elbette PLA birliklerinin Doğu Türkistan'da varlığını
devam ettirmesinin diğer bir önemli nedeni de, Müslüman halkı
gerektiği gibi kontrol altında tutabilmektir. (www.harunyahya.org)
Ancak Çin'in Doğu Türkistan'a olan ilgisini sırf jeo-stratejik
kaygılarla açıklamak mümkün değildir. Bu bölge aynı zamanda
zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir ve toprakları da çok
verimlidir. 21. yüzyılın Kuveyt'i olarak da anılan Doğu Türkistan,
petrol, doğal gaz, uranyum, kömür, altın ve gümüş madenlerinin
bolluğu ile dikkat çekmektedir ve bu yönü ile Çin'in en önemli
hammadde kaynaklarından biridir. Yetkililer tarafından, 2005
yılında Doğu Türkistan'ın petrol ve doğal gaz üretiminde Çin'in
ikinci önemli merkezi haline geleceği bildirilmektedir. Özellikle
Doğu Türkistan'ın orta bölgesinde yer alan Tarım Havzası'nın
geniş petrol rezervlerine sahip olduğu düşünülmekte ve bu
yönde araştırmalar devam etmektedir. Bu özelliğinden dolayı
"Umut Denizi" olarak adlandırılan Tarım Havzası'nın 10.7 milyar
ton petrol kapasitesi olduğu tahmin edilmektedir.2
Jeologların şu ana kadar yaptıkları araştırmalar ise 300 milyon
ton petrol ve 220 milyar metre küp doğal gaz kapasitesi olan
13 yatak ortaya çıkarmıştır.3
Zengin doğal gaz, kömür ve bakır yatakları da bu bölgeyi
Çin ekonomisi için vazgeçilmez kılmaktadır. Kızıl Çin topraklarında
çıkarılan 148 çeşit madenin 118 çeşidi Doğu Türkistan topraklarında
yer almaktadır. Bu da Çin'in toplam maden ocaklarının %85'ini
oluşturur. Bunların arasında kalitesi ve yüksek kalori değeri
ile ünlü olan kömürün ayrı bir yeri vardır. Çin'in toplam
kömür rezervinin yarısını oluşturan Doğu Türkistan kömür madenlerinin
rezervi 2 trilyon ton olarak hesaplanmaktadır. 2000 yılı sonlarında
yapılan bir araştırma ise Çin'in en zengin bakır yataklarının
Doğu Türkistan'da olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çin'in diğer
bölgelerinin bakır açısından zayıf olduğu ve Çin'deki tüm
bakır yataklarının ülkenin ihtiyacının yarısını bile karşılayamadığı
bilinmektedir. Doğu Türkistan'daki bakır madenleri, Çin'in
gözünde Doğu Türkistan'ı daha da değerli hale getirmektedir.4
1) Owen Lattimore, Studies in Frontier History,
London 1962, s. 59
2) China Daily, 26 Nisan 1999
3) China Daily, 4 Ocak 1999
4) www.uyghuramerican.org/economy/chinaonlineoct62000.html
3.BÖLÜM
KOMÜNİST ÇİN'İN İSLAM KARŞITLIĞI
KOMÜNİST ÇİN, TOPRAKLARINDA İSLAM'I İSTEMİYOR
Yazı dizimizin dünkü bölümünde Doğu Türkistan'ın
Çin açısından stratejik ve ekonomik olarak çok büyük bir öneme
sahip olduğunun üzerinde durduk. Ancak Doğu Türkistan'da dindar
Müslümanların sık sık gözaltına alınmaları, dinlerini gerektiği
gibi yaşamalarına izin verilmemesi ve din adamlarına uygulanan
baskı, bu şiddet politikasının çok daha derin bir nedeni olduğunu
akıllara getirmektedir. Herşeyden önce bu, Kızıl Çin'in Doğu
Türkistan'daki İslami varlıktan büyük endişe duyduğu anlamına
gelmektedir.
Çin'de İslam dinine ve Müslümanlara yönelik saldırıların
kökeni eski dönemlere dayansa da, bunun sistemli bir zulüm
ve hatta soykırım politikasına dönüşmesi komünist rejimin
kurulmasıyla başladı. 1949'da Mao'nun Çin Halk Cumhuriyeti'ni
kurması ile birlikte, öncelikli hedef her türlü İslami unsur
oldu. Camilerin, mescidlerin, medreselerin ve dini eğitim
veren kurumların kapatılması ile başlayan din düşmanlığı,
açık bırakılan ibadethanelere Mao'nun resimlerinin asılması
ve Müslümanların bu resme saygı göstermeye zorlanmaları ile
iyice doruğa tırmandı. Bu dönemde 29 bin cami kapatıldı.1
Bundan sonraki aşama ise özellikle din adamlarının, mesnetsiz
iddialara ve düzmece suçlamalara dayanılarak gözaltına alınmaları
oldu. Bu kişilerin bir kısmı hemen idam edilirken, 54 binden
fazla din adamı da bir ömür boyu Çin toplama kamplarında,
son derece ağır koşullarda zorunlu işçi olarak çalıştırıldı.2
(www.doguturkistan.com)
Bu dönem boyunca din adamlarına fiziksel işkencelerin yanı
sıra, manevi işkenceler de yapıldı. Örneğin din adamları meydanlara
toplandı, Mao'nun sözde "ilah" olduğunu kabul ettiklerini
ikrara zorlandılar. Halktan ölülerini yakmaları gibi İslam
anlayışının dışında uygulamalar yapmaları istendi. Kapatılan
camiler ise askeri kışla, depo veya sinema, tiyatro gibi eğlence
yerleri olarak kullanıldı. Cuma ve teravih namazları da dahil
olmak üzere her türlü toplu ibadet yasaklandı, geride kalan
birkaç camide ibadetlerini yerine getirmeye devam eden Müslümanlara
ağır vergiler kondu. Bu camilerin onarım ve bakımı için kullanılacak
bağışlara ve din adamlarının her türlü mal varlıklarına komünist
yönetim tarafından el konuldu. Kuran öğrenmek ve öğretmek
tamamen yasaklandı. Dini eserler evlerden toplandı. Arapça
metinler, pek çok tarihi el yazması kitap da dahil olmak üzere
yakıldı.3
Bugün de Değişen Birşey Yok!
Çin'de 18 yaşından küçüklere dini eğitim gerek evde gerekse
okulda kanunen yasaktır. İslam ülkelerinin baskısı neticesinde
bazı dini okullar açılmışsa da buralarda İslamiyetten
çok Marksizm, Leninizm ve Maocu fikirler okutulmaktadır.
Bu din okullarında görevli öğretmenlerin hepsi komünist ve
ateisttir. Gençler dini bilgiden mahrum olarak büyütülmektedirler.
Diğer okullarda ise din sanki unutulması gereken veya Çin
halkının alt tabakalarındaki insanlar tarafından benimsenmiş
iptidai bir inançmış gibi öğretilmektedir. Bu durum gençleri
dini inançtan hızla uzaklaştırmaya başlamıştır. Hükümet, Müslümanların
faaliyetlerini çok sıkı kontrol etmektedir. Çin'deki İslam
cemiyetinde görev yapanların çoğu komünisttir... Komünistler,
İslamiyeti, İslam ülkeleriyle olan ilişkisini geliştirebilmek
için bir araç olarak kullanmaktadır.4
Burada hemen belirtmek gerekir ki, Çin Komünist Partisi'nin
kullandığı din aleyhtarı söylem, yeni bir iddia değil, asırlardır
inkarcılar tarafından kullanılan klasik bir alay ve iftira
üslubudur. Kuran'da Hz. Nuh'a karşı çıkan inkarcıların da,
"... Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası
görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının
uyduğunu görmüyoruz..." (Hud Suresi, 27) diyerek,
dindarları küçümsemeye çalıştıkları bildirilmiştir. (www.harunyahya.org)
Doğu Türkistan'da sadece dinlerini yaşadıkları ya da yaşamak
isteyen insanlara İslamı öğrettikleri için binlerce insan
tutuklanmış ve işkence görmüştür. Gözaltına alınan din adamlarının
suçlandıkları konular ise çok dikkat çekicidir. Örneğin 28
Ekim 1999'da gözaltına alınan ve ağır para cezasına çarptırılıp
görevinden alınan Hotan'daki Oybağ Camisi'nin İmamı Mehmet
Ali'nin suçu, dini, Komünist Parti'nin dikte ettirdiği şekilde
öğretmemektir. İmam Mehmet Ali'nin suç duyurusunda işlediği
"suçlar" şu şekilde sıralanmıştır:
Görevi boyunca İmam Mehmet Ali, Komünist Parti'nin
kurallarını öğrenmemiş, öğretmemiş ve uygulamamıştır.
Din İşleri Başkanlığı'nın talimatlarını görür gibi yapmış,
ancak Başkanlığın organize ettiği çalışmalara ve eğitsel
faaliyetlere katılmamıştır... Kimliği belirsiz kişilerin
camide kalmasına izin vermiştir...5
Doğu Türkistan'da Kızıl Terör ve İşkence
Bölgede 1 milyon kadar askerini silah altında tutan Çin,
Doğu Türkistan'da Müslümanların attığı her adımı kontrol etmektedir.
Yollarda kurulmuş olan askeri denetim noktalarında tüm araçlar
tek tek durdurulup içleri aranırken erkekler hakarete uğrayıp
tartaklanmakta, Müslüman kadınlar ise tacize uğramaktadır.
Çin'in baskısı, yolların tutulması veya askeri birliklerin
sık sık evlerde arama yapması ile de sınırlı değildir. Japonya'da
yayınlanan Mainichi Daily News gazetesi bu ağır baskıyı
29 Haziran 2000 tarihli sayısında şöyle aktarmıştır:
(Doğu Türkistan'da) Çin'in denetimi gün geçtikçe artmakta
ve daha da dayanılmaz bir hal almaktadır. Halkın Kurtuluş
Ordusu her yerde. İletişim sınırlı ve polis denetiminde
yapılabiliyor. Çok az köyde telefon var ve bu hatların hepsi
dinleniyor. Bir kişi sadece boş bir şüphe üzerine yıllar
boyunca tutuklu kalabiliyor.6
Çin genelinde olduğu gibi Doğu Türkistan'da da idamlar devam
etmekte, genelde hiçbir delili olmayan suçlamalarla, sadece
şüpheye dayanılarak masum insanlar katledilmektedir. Çin'de
mahkemeler demokratik ülkelerdeki gibi bağımsız olarak işlememekte,
Çin Komünist Partisi'nin siyasi amaçları çerçevesinde hareket
etmektedir. Bu nedenle de idama mahkum edilen kişilerin davaları
çok hızlı görülmekte, insanlara kendilerini savunmak için
yeterli süre ve imkan tanınmamaktadır. Hızla alınan idam kararı,
çoğu zaman kişinin ailesinin haberdar edilmesine bile vakit
tanınmadan infaz edilmektedir. Resmi rakamlara göre 1997-1999
arasında yalnız Doğu Türkistan'da 210 Müslüman idam edilmiştir,
gerçek sayının ise bundan çok daha fazla olduğu tahmin edilmektedir.7
Komünist yönetimin, Müslüman varlığını sindirebilmek için
başvurduğu yöntemlerden biri de toplu tutuklamalar ve gözaltında
yapılan işkencelerdir.
Uluslararası Af Örgütü'nün 1999 yılında yayınladığı ve Doğu
Türkistan'daki insan hakları ihlallerini konu alan 34 sayfalık
raporda çok çarpıcı gerçeklere yer verilmişitr. Bu raporda
yer alan pek çok olaydan biri de Doğu Türkistan'da tutuklu
bulunan 17 yaşında bir gencin yakınlarının hapishanelerdeki
koşullarla ilgili anlattıklarıdır:
Hapishane o kadar kalabalıktı ki, tutukluklar küçük bir
hücrede 5-6 kişi tutuluyorlardı. Hücrenin küçüklüğü geceleri
uyumalarına engel oluyor, ancak nöbetleşerek uyuyabiliyorlardı.
Polisler hücreleri her dolaştıklarında tutukluları dövüyorlardı.
Sorgulama için seçilen tutuklular, dayak yedikleri,
dövüldükleri, bedenlerine elektrik şok verildiği özel bir
sorgu odasına götürülüyorlardı. Sorgu odasında duvara monte
edilmiş bir ray vardı. Bazı tutuklular tek ayaklarından
veya tek ellerinden buraya kelepçelenerek asılıyor ve bu
pozisyonda 24 saat bekletiliyorlardı. Kelepçeleri
çözüldüğünde ayakta bile duramaz halde oluyorlardı. Bazılarının
kerpetenle tırnakları çekiliyor, bazılarının ise tırnaklarının
altına elektrik veriliyordu.8
(Detaylı bilgi için Bkz, Komünist
Çin'in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan, Harun Yahya)
1) The Los Angeles Times, 1 Aralık 1983
2) The Los Angeles Times, 1 Aralık 1983
3) www.caccp.org/et/etiu1.html
4) Radio Free Europe/RL, 1.09.1986
5) East Turkistan Information Center, 19 Kasım 1999
6) Mainichi Daily News, Micheal Hoffman, World Forgets Beijing's
Uighur Victims, 29 Haziran 2000
7) Amnesty International Raporu, 01 Nisan 1999
8) Amnesty International Report, 24 Nisan 1999
4.BÖLÜM
KOMÜNİZMİN GERÇEK YÜZÜ KOMÜNİZM
İNSANA DEĞER VERMEZ
Komünist toplumlarda, Darwin'in evrim teorisi
temel alınarak, insanlar gelişmiş bir hayvan türü olarak kabul
edilir. Dolayısıyla toplum da bir hayvan sürüsü sayılır. Bu
nedenle de insana değer verilmez.
16 Mayıs 1951 tarihli gizli bir belge, Mao'nun Çin'de katletmeyi
planladığı insan sayısını belli bir kotaya göre belirlediğini
gözler önüne serer:
Öldürülmesi gereken karşı devrimcilerden bahsederken belli
bir oranın belirlenmesi şarttır. Kırsal bölgelerde bu oran
genel nüfusun 1/1.000'ini geçmemelidir. Şehirlerde ise bu
oran, biraz daha az olmalıdır, genel nüfusun 0.5/1.000'i uygun
gözüküyor. Örneğin 2 milyon kişinin yaşadığı Pekin'de
600'den fazla kişi öldürüldü. 300 kişi daha öldürülmesi planlanıyor.
Toplam 1.000 kişi yeterli olacaktır... Hala büyük grupların
öldürülmesi zaruridir ve Temmuz ayının sonuna kadar öldürmeyi
planladıklarımızın 2/3'sini öldürmek için elimizden geleni
yapmalıyız.1
Görüldüğü gibi Mao, katliamlarını planlarken, öldürülecek
kişinin herhangi bir suç işlemesini zorunlu görmüyordu. İnsanları
öldürmeyi, sırf topluma vereceği korku açısından gerekli görüyor
ve idamların sayısını bir "kota meselesi" olarak değerlendiriyordu.
Bu düşüncenin bir diğer örneğini, "bir insanın ölümü
trajedi, bir milyon insanın ölümü ise bir istatistiktir"
sözüyle ünlü olan Stalin'de de bulmak mümkündür. Komünist
Stalin'in "istatistiksel" cinayetleri sonucunda, 40 milyon
masum insan hayatını yitirmiştir. Komünist ideoloji için suçsuz
insanları katletmek bir görevdir. (Detaylı bilgi için Bkz,
Komünizm
Pusuda, Harun Yahya)
Çin Bebek Öldürerek Aile Planlaması Yapıyor
Çin'de ailelerin bilinçlendirilmesi ve çeşitli tıbbi yöntemlerle
kolaylıkla sağlanabilecek bir planlamanın yerine, çocukların
anne karnında veya doğduktan sonra katledilmesi yöntemiyle
nüfus planlaması yapılmaktadır. Kuşkusuz bu, dinden uzak yaşayan,
manevi değerlerini yitirmiş bir toplumun içine düştüğü duyarsızlık
ve vicdansızlığın boyutunu gösteren ibret verici bir durumdur.
1998 yılında Çin'den ABD'ye iltica eden ve yaşadığı bölgede
"aile planlamasından" sorumlu olan Gao Xiao Duan isimli yetkilinin
itirafları tüm dünya kamuoyunun dikkatini bir kez daha Kızıl
Çin'in bu ilkel uygulamasına çekti. Anlattığı olaylardan birinde
9 aylık hamile olan bir kadının evraklarının üzerinde "doğum
yapamaz" ibaresi yazılı olduğu için çocuğunun nasıl elinden
alındığını şöyle dile getirmişti:
Ameliyat odasında, alınan çocuğun dudaklarını nasıl emdiğini,
kollarını nasıl gerdiğini gördüm. Bir doktor zehiri
beynine enjekte etti, çocuk öldü ve bir çöp kovasına atıldı.2
Yukarıda anlatılan vahşi nüfus planlamasının benzerleri,
tarihte kendi ideolojilerini hakim kılmak, iktidarlarını sağlamlaştırmak
için pek çok diktatör ve zalim yönetici tarafından uygulanmıştır.
Bu zalimlerden biri de, kendi batıl dinini tanımayan ve Allah'a
iman eden halkına yaptığı işkencelerle tarihe geçmiş olan
Firavun'dur. Firavun da tıpkı Kızıl Çin'in inkarcı liderleri
gibi, iman edenlerin sayısının artmasını ve onlar üzerindeki
hakimiyetinin zayıflamasını engellemek için, bu insanları
güçten düşürüp, zayıf bırakmış ve çocuklarını katletmiştir.
Bu durum Kuran'da şu şekilde belirtilir:
Gerçek şu ki; Firavun yeryüzünde (Mısır'da)
büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp
bölmüştü. Onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek
çocuklarını boğazlayıp kadınları diri bırakıyordu. Çünkü
o, bozgunculardandı. (Kasas Suresi, 4)
Tiananmen Katliamı
4 Haziran 1989 tarihi, komünist Çin'in vahşetine tüm dünyanın
bir kez daha tanık olduğu bir gün oldu. Pekin'in ünlü Tiananmen
Meydanı'nda daha fazla demokrasi ve daha fazla özgürlük için
gösteriler yapan üniversite öğrencileri karşılarında kendi
devletlerinin ordusunu buldular. Çin yönetimi, karşısındakilerin
henüz 19-20 yaşlarındaki kendi vatandaşları olmasını önemsemiyordu.
Komünist Çin'e göre önemli olan rejimin tehlike altında olması
ihtimali idi ve politbüro bu üniversite gençlerinin rejimi
tehdit ettiği kanaatine varmıştı. İşte bu kanaat binlerce
insanın katledilmesine, binlercesinin yaralanmasına, on binlercesinin
tutuklanıp işkence görmesine neden oldu. (www.harunyahya.net)
Doğu Türkistan'da Nükleer Denemeler
Çin, 1961'den bu yana, pek çok uluslararası örgütün karşı
çıkmasına rağmen, çeşitli nükleer denemelerini Doğu Türkistan'ın
Lop Nor bölgesinde gerçekleştirmektedir. Bu denemeler, bölgenin
doğasının tamamen tahrip olmasına, zehirli atıkların sulara
karışması nedeniyle insan hayatının tehlikeye girmesine ve
ekolojik dengenin bozulmasına neden olmaktadır. Binlerce hayvan
bu denemeler nedeniyle telef olmuş, pek çok insan hayatını
kaybetmiş ve sakat doğumların oranında büyük artış meydana
gelmiştir. (www.doguturkistan.com)
Doğu Türkistan'da nükleer deneme kurbanı olanların sayısı
resmi olarak belirlenememekle birlikte, yaklaşık 210 bin kişinin
radyoaktif atık nedeniyle hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir.
Bilindiği gibi radyoaktif atıklar aynı zamanda kansere de
neden olmakta ve Doğu Türkistan'da kansere yakalananların
sayısında %10'luk bir artış olduğu kaydedilmektedir.3
SONUÇ
Yazı dizisi boyunca, bir yandan komünist Çin'in kendi halkına
karşı uyguladığı zulmü, bir yandan da Doğu Türkistanlı Müslümanlara
karşı yürüttüğü sessiz soykırımı delilleriyle inceledik. Çin'deki
rejimin bu denli katı ve acımasız olmasının temel nedeni,
Darwinist ve komünist ideolojilerdir. Çin'in serbest piyasa
ekonomisini benimsemesiyle, bu ülkenin hala bir "Kızıl Tehlike"
olduğu gerçeğinin değişmediğini tüm dünyaya anlatmak gerekmektedir.
Pekin yönetiminin hala temel siyasi görüşü olan Maoist komünizme
ve bunun fikri dayanağı olan Darwinizm'e karşı da bir kampanya
yürütülmeli, bu ideolojinin Çin'de ve Kamboçya, Arnavutluk,
Kuzey Kore gibi diğer ülkelerde sebep olduğu korkunç insanlık
suçları gündemde tutulmalıdır. (www.darwinizminsonu.com) Bunlarla
birlikte sadece Müslüman oldukları için zulüm, işkence ve
katliama maruz bırakılan Doğu Türkistan'da yaşayan Uygurların
bu durumu, tüm dünya Müslümanlarının üzerine bir sorumluluk
yüklemektedir. Allah bir Kuran ayetinde şöyle buyurur:
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz,
bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir
veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden
yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar
adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)
İnkarcı yönetimlerin ortak özelliği, kendilerine en büyük
düşman olarak hak dini ve bu dini yaşayanları görmeleridir.
Ve bu düşmanlıkları büyük bir öfke ve kine dönüşmekte, akıl
almaz işkencelerle ve zulümlerle inananları imanlarından döndürmeye
çalışmaktadırlar. Ancak tüm bunları yaparken unuttukları çok
büyük bir gerçek vardır. O da herşeyin sahibinin Allah olduğu
ve zaferin sonunda muhakkak Allah'ın ve inananların olacağıdır.
Bu, Allah'ın kanunudur, geçmişte olduğu gibi gelecekte de
üstün gelecek olanlar, Allah'ın izniyle, iman edenlerdir:
Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım
ve zafer) bulacaklardır." (Saffat Suresi, 172)
1) Killing by Quota, Killing for Profit:
Executions anda Transplants in China, www.laogai.org/reports
2) Sunday Telegraph, 14 Haziran 1998
3) Yengi Hayat, Almaty, 21 Ocak 1995
|