| TÜRK
ORDUSUNU DOĞRU ANLAMAK
Türkiye’nin sahip olduğu güçlü Osmanlı mirası,
stratejik konum, doğal zenginlikler, ülkemizi pek çok dış
gücün hedefi haline getirmiştir ve getirmeye devam etmektedir.
Bu gerçekler ise bizi dış politikada yeni bir açılıma zorlamaktadır.
Türkiye, dünyanın en hassas coğrafyasında
yer alan bir ülkedir. Türkiye'nin üç ayrı dış politika yönü,
yani Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya, onyıllardır süren çatışmaların
ve önümüzdeki onyıllarda süreceği aşikar olan çıkar mücadelelerinin
odak noktalarıdır. Sahip olduğu güçlü Osmanlı mirası, stratejik
konum, doğal zenginlikler, Türkiye'yi pek çok dış gücün hedefi
haline getirmiştir ve getirmeye devam etmektedir. Bu tehditlere
karşı Türkiye'nin en büyük güvencesi ise, her zaman kahraman
Türk Silahlı Kuvvetleri olmuştur.
Geçmişe baktığımızda, kurulduğu günden bu yana Türkiye Cumhuriyeti'nin
dış düşmanlar tarafından tehdit edildiğini ve her defasında
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kahramanca mücadelesi ve basiretli
taktik ve stratejileri vesilesiyle bunları bertaraf ettiğini
görebiliriz.
Örneğin;
• Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, Türk
ordusunun işgal altındaki yurdumuzu kurtarmasıyla mümkün
olmuştur. Kazım Karabekir Paşa komutasındaki 15. Kolordunun
Ermenilere karşı kazandığı zafer, ardından Batı cephesinde
İsmet Paşa ve Mustafa Kemal Paşa'nın komutasındaki kahraman
birliklerimizin zaferiyle perçinlenmiştir. Tüm dünyanın
şaşkınlık ve hayranlığı içinde yurdu düşman işgalinden kurtaran
Türk ordusu, pek az ülkede başarılabilen bir zafere imza
atmıştır.
• Milli Mücadele'nin ardından Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle
birlikte, genç Türkiye Cumhuriyeti başka tehditlerin hedefi
haline gelmiştir ve bu tehditlerin karşısında yurdumuzun
en büyük güvencesi yine Türk ordusu olmuştur. Büyük Önder
Atatürk'ün basiretli dış politikası Türkiye'yi Balkan Antantı
ve Sadabad Paktı gibi önemli ittifaklar içine alarak korurken,
giderek yükselen Faşist İtalya'nın yayılmacı siyasetine
karşı, Türk ordusunun güçlü, disiplinli ve gözü pek karakteri
önemli bir caydırıcılık üstlenmiştir. II. Dünya Savaşı'nda
Nazi Almanyası'nın Yunanistan'ı işgal ederek Türkiye'nin
yanı başına kadar gelmesi, ancak Türkiye'ye girmekten imtina
etmesinde de, Türk ordusunun caydırıcılığının yine önemli
bir rol üstlendiği inkar edilemez.
• II. Dünya Savaşı sonrası dönemde Türkiye'ye yönelik en
büyük tehdit ise Sovyetler Birliği'dir. Tüm Doğu Avrupa'yı
işgal eden Kızılordu'nun, Rusya'nın Türkiye üzerindeki tarihsel
emelleri de hesaba katılırsa, Türkiye'yi işgal etmeyi de
planladığı açıktır. Ancak buna cesaret edememişlerdir. Bunda,
Türkiye'nin NATO'ya katılmasının da büyük rolü olsa da,
Türk ordusunun caydırıcılığının da önemli bir pay taşıdığı
açıktır. Amerika'nın müttefiklerine yaptığı yardım, Sovyetler'i
Vietnam'da veya Kamboçya'da caydıramamış ve durduramamışken,
Türkiye'deki caydırıcılığın sadece Amerikan desteğinden
değil, asıl olarak Türkiye'nin gücünden kaynaklandığı açıktır.
Bu gücün özü ve ifadesi ise kuşkusuz Türk Ordusu'dur.
Soğuk Savaş döneminde Türkiye'nin yaşadığı en önemli dış politika
krizi ise Kıbrıs meselesidir. Kıbrıs'taki Türk soydaşlarımıza
karşı fanatik Rumların yürüttüğü soykırım, ancak Türk Ordusu'nun
1974 yılında düzenlediği Kıbrıs Barış Harekatı ile son bulmuştur.
Harekatı büyük bir başarı ile yürüterek kuşatma altındaki
Türk bölgelerini kurtaran birliklerimiz, o günden bu yana
da adada barış ve huzurun en büyük güvencesidir. 1974 öncesinde
ada adeta bir kan gölüne dönmüş iken, o zamandan bu yana kan
dökülmemiştir ve bunda en büyük pay, Türk Silahlı Kuvvetleri'nindir.
Türk ordusu, 1980 sonrası dönemde Türkiye'nin
en büyük sorunu haline gelen bölücü terör örgütüne karşı verilen
mücadeleyi de başarıyla yürütmüştür. Düzenli orduların, gerilla
taktikleri kullanan terör örgütlerine karşı tam bir başarı
sağlayamadıkları tüm dünyada bilinen genel bir olgudur. Oysaki
Türk Silahlı Kuvvetleri bu kuralı bozmuş, olağanüstü derecede
sabırlı, azimli, disiplinli ve fedakara ne bir mücadele vererek
dünyanın en organize ve en kanlı terör örgütlerinden biri
olan ve arkasında pek çok dış destek bulunan PKK'yı çökertmiştir.
Terör örgütünün liderinin yakalanması, TSK'nin örgütü askeri
yönden yenilgiye uğratmasının sonucunda elde edilmiş bir neticedir.
(Nitekim bu yakalama da, TSK komuta kademesinin terör örgütünün
liderini yıllarca barındırmış olan Suriye'ye karşı yaptığı
uyarıdan sonra mümkün olmuştur.)
Türk Silahlı Kuvvetleri sadece askeri gücüyle
değil, aynı zamanda Türkiye'nin stratejik meseleleri konusundaki
birikimi ve çalışmaları ile de ülkemizin güvencesi olmaya
devam etmektedir. Ordumuzun kurmay kadroları, Türkiye'nin
tüm milli meselelerini dikkatle izlemekte, etüt etmekte ve
bu meselelerde izlenmesi gereken politikalar konusunda sivil
otoriteye yardımcı olmaktadır. Örneğin Kıbrıs meselesinde
Türkiye'nin KKTC'ye ve Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş'a
verdiği destekte, TSK'nin bu hassas konudaki isabetli analizlerinin
ve öngörülerinin büyük rolü vardır.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Türkiye'nin stratejik meseleleri
konusunda sivil otoriteyle uyum içinde politikalar, halen
ülkemiz için yol gösterici olmaya devam etmektedir. Bu politikaların
isabetini gösteren son bir örnek, Irak'ta yaşanan savaş konusunda
Türkiye'nin izlediği tutum olmuştur.
MİLLETİMİZİN ORDUYA BAKIŞI
Milletimiz askerliği kutsal bir görev saymış,
asker ocağını "peygamber ocağı" olarak bilmiştir.
Bu kutsiyet duygusu bugün de tüm canlılığıyla sürmektedir.
Batılı ülkelerde askerlik para kazanmak için girilen bir "meslek"
iken, Türk gençleri için seve seve yapılan bir "vatan
hizmeti"dir. Bölücü terör örgütüne karşı yürütülen çetin
mücadele, bu bilinçle kazanılmıştır.
Bu bilincin sürekli olarak ayakta tutulması
ve yeni nesillere aynı coşkuyla aktarılması ise, devletimizin
gücü ve bekası açısından son derece önemli bir meseledir.
Bu gerçek göz önünde bulundurulursa, TSK ile devletin diğer
kurumlarının arasını açmaya çalışan ve hatta sanki TSK'nın
Türk milletinin değerlerinden uzakmış gibi göstermeye çalışan
dış kaynaklı telkinlerin sinsi bir planın parçası olduğu anlaşılır.
TSK, Türk Milleti'nin içinden çıkmış kahraman vatan evlatlarından
oluşmaktadır ve Türk Milleti'nin değer, inanç ve ideallerinin
hepsi TSK tarafından paylaşılmakta ve temsil edilmektedir.
Milletimiz de bu gerçeğin bilincindedir ve nitekim yapılan
kamuoyu araştırmalarında "en çok güvendiğiniz devlet
kurumu hangisidir" sorusuna hep birinci olan "Türk
Silahlı Kuvvetleri" cevabının alınması da bunun göstergesidir.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Türkiye Cumhuriyeti'nin
temel nitelikleri konusundaki hassasiyeti ve bu değerleri
korumaktaki kararlılığı ise devletimiz ve milletimiz için
büyük bir güvencedir. Çünkü bu temel nitelikler, Türkiye'nin
hem muasır medeniyetler seviyesine ulaşması, hem de toplumda
başta din ve vicdan özgürlüğü olmak üzere tüm sivil özgürlüklerin
yaşanabilmesinin garantisidir. Burada TSK'nın bazı konulardaki
görüşlerinin isabetliliğine işaret etmekte yarar görüyoruz:
• Atatürk İlkelerinin Korunması: TSK'nın
bu konuda gösterdiği hassasiyet, başta da belirttiğimiz
gibi ülkemiz için büyük bir güvencedir. Çünkü geçmişte ülkemizi
Atatürk'ün yolundan ayırmak veya Atatürk'ün yolunu kasten
yanlış yorumlayarak çarpıtmak isteyen akımlar olmuştur.
Örneğin, Atatürk'ün dini inançlara son derece saygılı olan
laiklik anlayışını kendi materyalist ideolojilerine kılıf
haline getirmek isteyenler; veya onun milli ve demokratik
karakterdeki devrimlerini çarpıtarak kendi hayallerindeki
komünist devrim projelerine benzetmek isteyenler olmuştur.
Buna karşı TSK her zaman için gerçek Atatürkçülüğü savunmuştur.
Ilımlı ve barış yanlısı bir dış politika, dine saygılı laiklik
anlayışı, etnik değil kültürel temele ("Ne Mutlu Türküm
Diyene" formülüne) dayalı milliyetçilik, Batı dünyası
ile yakınlaşma ve işbirliği, ekonomik meselelerde pragmatizm,
söz konusu gerçek Atatürkçülüğün temel unsurları arasında
sayılabilir.
AVRUPA BİRLİĞİ SÜRECİ
Avrupa Birliği için gerekli düzenlemeler
yapılırken, Türkiye'nin bu önemli meselesinde bölücü ideoloji
sahiplerinin "kazanım" olarak göreceği bir takım
tavizler verilmemesine de dikkat edilmelidir. TSK, bölücü
terörle 20 yıl başarıyla savaşmış ve onu yenmiş bir kurum
olarak, bu önemli hususu görmekte ve buna dikkat çekmektedir.
• Avrupa Birliğine Üyelik Süreci: Atatürk'ün
muasır medeniyetler hedefinin günümüzde Türkiye için en
somut ifadesi kuşkusuz Avrupa Birliği'ne üyelik sürecidir.
Bu milli hedeftir ve asla terk edilemez. Ancak Avrupa Birliği'ne
üye olmak için Türkiye'den istenen bir takım yapısal değişikliklerin
Türkiye'nin özel şartlarının da gözetilerek değerlendirilmesi
zorunludur. Çünkü Türkiye Avrupa Birliği üyelerinin hiç
birinin karşı karşıya kalmadığı özel sorunlarla karşı karşıyadır.
Dünyanın en kanlı terör örgütlerinden biri, ülkemiz içindeki
bir etnik köken farklılığını sömürerek 20 yıla yakın bir
süre Türkiye'de kan akıtmıştır. Avrupa Birliği için gerekli
düzenlemeler yapılırken, Türkiye'nin bu önemli meselesinde
bölücü ideoloji sahiplerinin "kazanım" olarak
göreceği bir takım tavizler verilmemesine de dikkat edilmelidir.
TSK, bölücü terörle 20 yıl başarıyla savaşmış ve onu yenmiş
bir kurum olarak, bu önemli hususu görmekte ve buna dikkat
çekmektedir. Tüm devlet kurumlarımızın, sivil toplum kuruluşlarının
ve kanaat önderlerinin bu hususa aynı duyarlığı göstermesi,
yerinde bir davranış olacaktır.
• Dinin Doğru Anlaşılması: Türk Silahlı Kuvvetleri başta
da belirttiğimiz gibi Türk Milleti'nin içinden çıkmıştır
ve milletimizin tüm kutsal değerlerini benimsemektedir.
Bu değerlerin başında da yüce dinimiz İslam gelir. Ancak
bugün dünyamızda İslamiyet'i yanlış yorumlayan, bir takım
radikal siyasi ideolojilere hatta terörizme kılıf bulmak
üzere çarpıtan akımların varlığı da malumdur. 11 Eylül terör
saldırıları, bu akımların dünya çapında ne kadar büyük bir
tehdit haline geldiğini açıkça göstermiştir. TSK'nın dini
meselelerdeki dileği ise, bu gibi çarpık akımların fikriyatının
yerine, milletimizin İslam'ın doğrusunu ve özünü öğrenmesidir.
Kuran-ı Kerim'in Türkçe'ye çevrilmesini, hutbelerin Türkçe
olarak okutulmasını sağlayan, "dinime, bizzat hakikate
nasıl inanıyorsam öyle inanıyorum" diyen Büyük Önder
Atatürk'ün yaklaşımı da zaten bu yöndedir.
Tüm bunlar, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin,
sahip olduğu büyük birikim ve vizyonla, azim ve kararlılıkla,
fedakarlık ve vazife bilinciyle, devletimizin ve milletimizin
bekasının en büyük güvencelerinden biri olduğunu bir kez daha
göstermektedir. Bu gerçeği milletimizin her ferdinin iyi anlaması
gerekmektedir.
Unutulmamalıdır ki, Türkiye, dünyanın çok
sorunlu, istikrarsız ve kritik bir bölgesinde yer almaktadır.
Bu bölgede bir ülkenin güvenli, istikrarlı, müreffeh ve baki
olabilmesi için, büyük bir askeri güce sahip olması gerektiği
aşikardır. Irak'taki savaş ve bu savaşla birlikte bir kez
daha gündeme gelen Kuzey Irak meselesi, kahraman ordumuzun
gücünün ve basiretinin ülkemizin en büyük güvencesi olduğunu
bizlere bir kez daha hissettirmiştir. Onyıllardır tüm Ortadoğu'ya
dehşet saçan Sadddam Hüseyin gibi saldırgan diktatörlere;
Türkler ile Kürtler arasındaki tarihsel dostluk ve kardeşliği
hiçe sayarak milletimize ve devletimize (ve Kuzey Iraklı Türkmenlere)
koyu bir husumet besleyen bazı Kuzey Iraklı Kürt hareketlerine;
bölge üzerinde emeller besleyen bu emeller uğruna Türkiye'nin
milli menfaatlerini sarsabilecek büyük güçlere ve tüm diğer
potansiyel tehditlere karşı en büyük güvencemiz, kahraman
Türk Silahlı Kuvvetleri'dir. Milletimizin her ferdinin bu
bilinç içinde ordumuza sahip çıkması, "asker millet"
ruhunu yaşaması ve yaşatması gerekmektedir.
|