| Bugün bağımsızlıklarının
10. yıldönümünü kutlayan
Orta Asya Türk Cumhuriyetleri doğal kaynaklar açısından dünyanın
en büyük potansiyeline sahip. Bu büyük potansiyel Türkiye’nin
önderliğinde bir araya getirildiğinde, dünyaya nizam verecek
bir güç haline gelebilir.
HARUN YAHYA |
| 
"Türk Birliği'ne inanıyorum,
onu görüyorum."
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK |
ÖZBEKİSTAN
Özbekistan adı tarihi kaynaklara
göre Altunordu Beyi Özbek'in adından gelmektedir. Özbek Han 1313-1340'ta
Altunordu Devleti’nin başına geçer. Yine tarihi kaynaklara göre
bu birliğe Özbekler denir. Daha sonra da bu kelime belli bir Türk
topluluğunun adı olarak kullanılır.
Altunordu
Hanlığı, ünlü hükümdar Cengiz Han'ın Toruu Batı Han tarafından kurulmuştur.
Altunordu Hanlığı 1319'da Tuna boylarına ve Edirne'ye kadar gelir.
1335'te ise Batı Han Azerbaycan seferine çıkar. Ünlü gezgin Ibn
Batuta, Özbek Han'dan bahseder ve geniş ülkeleriyle, güçiü ordusunun
olduğuna değinir.
Bu dönemde bütün Kıpçak boylarının Türkçe konuştuğu
bilinir. 1428-1468 tarihleri arasında Özbekler çok yakın dayanışma
içine girmişler ve 1500-1510'da Maveraünnehir bölgesini ele geçirmişlerdir.
Ancak 1740'ta İran hükümdarı Buhara'yı ele geçirmiş ve buradaki
Özbek Hanlığına son vermiştir. Buhara'nın başına 1753'te Muhammed
Rahim geçmiş, bu dönem 1920'ye kadar sürmüştür.
1924'te ise bugünkü Özbekistan Cumhuriyeti
kurulmuş, ancak 1945'ten sonraki yıllarda Rusların denetimine girmiştir.
Özbekistan'da Kongrat, Nagman, Mangıt, Toyaklı, Savay, Barın, Üç
Urug, Burgut, Arlat, Kanglı, Baştaş, Karakalpak gibi boylar bulunmaktadır
ve bunlar Özbekistan'ı oluşturmaktadırlar.
SSCB’nin çöküşüyle birlikte Özbekistan 1 Eylül
1991'de bağımsızlığını kazanmıştır.
Coğrafi ve Demografik Yapı
Bağımsız Özbekistan'ın 447.400 km2'lik bir
yüzölçümü bulunmaktadır. Özbekistan; Kazakistan, Tacikistan, Afganistan,
Kırgızistan ve Türkmenistan'a komşudur. Başkenti Taşkent'tir. Nüfusu:
21.700.000'dir.
Önemli şehirleri, Semerkand, Buhara, Hive,
Andıcan, Hokand, Navrangon, Karşı, Urgenc ve Nukus'dur.
Önemli nehirleri: Surhanderya, Serabat, Karaderya,
Zerefşan, Koskaderya ve Sah’dır. En büyük gölü Aral'dır. Diğer Orta
Asya Türk Cumhuriyetlerinde olduğu gibi iklimi, yazları sıcak ve
kurak kışları soğuk ve karasal iklimdir. Özbekistan’ın % 70’i Özbek’tir.
Özbeklerin dışında %15 diğer Türk boyları ve %10 Rus nüfus Özbekistan
topraklarında yaşamlarını sürdürmektedir. Özbekistan’daki Türk nüfusun
tamamına yakını Müslümandır. Rusların İslam dinini ve Türklük bilincini
unutturmaya çalışmasına rağmen Özbekistan’daki Müslüman-Türk soydaşlarımız
milli benliklerini muhafaza etmesini bilmişlerdir.
Ülkede halen Halk Demokratik Partisi ile Vatan
Terakkiyet Partisi bulunmaktadır. İlk parlamento seçimleri 1994'te
yapılmıştır. Yönetim biçimi Cumhuriyettir. Özbekistan Cumhuriyeti
AGİK, BM ve diğer uluslararası kuruluşlara üyedir. Özel televizyon
kuruluşu bulunmamaktadır. Devlet tekelinde olan, bir Özbekistan
Devlet Televizyonu ve Yayın Kuruluşu vardır.
Ekonomisi
1991'den sonra bağımsız Özbekistan Merkez Bankası
kurulmuştur. Özbekistan çok zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir.
Altın, doğalgaz, alüminyum, tungsten, kömür, mermer yatakları ön
sıradadır. 1991 verilerine göre yılda 41 milyar m3 doğalgaz
üretilmektedir.
Dünyanın kaliteli altını burada üretilmekte
olup, yıllık 80 ton altın üretimiyle dünya sıralamasında yerini
almaktadır. Bakır rezervleri 800 milyon ton olarak varsayılmaktadır.
Kömür üretimi yıllık 6 milyon tondur.
Özbekistan karasal iklime sahiptir. Bu nedenle
ülkenin % 9'u tarıma elverişlidir. Özbekistan'da, pamuk önemli yer
tutmaktadır ve ülke dünyanın dördüncü pamuk üreticisidir. Özbekler
buğday, meyve, sebze, ipek ve pirinç yetiştirmektedirler. Ekonomik
yapı ise tarım ağırlıklıdır.
Nüfusun %30'u tarım sektöründe çalışmaktadır.
Tarımsal üretim kolhozlar, solhozlar, meşhozlar (devlet kuruluşları)
aracılığıyla yapılmaktadır.
ÜIke ekonomisinde hayvancılık da önemli yer
tutmaktadır. Sığır, koyun, keçi ve kümes hayvanları vardır. Yıllık
yün üretimi 1994 verilerine göre 20.000 ton civarındadır. Ve özellikle
astragan kürk koyunculuğu büyük önem kazanmıştır ve ihraç edilmektedir.
Özbekistan sanayisi daha çok petro-kimya ağırlıklıdır ve yılda 1.5
milyon ton gübre üretmektedir. Ayrıca pamuk üretimine dayalı olarak
kimya sanayii de gelişmiştir.
1990 yılı verilerine göre: Sanayi % 35, tarım
% 34, inşaat % 14, ulaşım %5 ve diğerleri %12'dir.
Hafif sanayi ürünleri ise ipekli ve pamuklu
kumaşlardır. Aral gölü kıyısında havyan üretme ve işleme tesisleri
bulunmaktadır. (www.turan.tc)
Eğitim
Sovyet
baskılarına karşın Özbekler kurdukları okullarda dillerini ve kültürlerini
korumuşlardır. Şu anda Özbekistan'da 4 binin üstünde okul, 4 milyon
da öğrenci bulunmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda yapılan düzenleme
ile ilköğretim 8 yıla çıkarılmıştır. Halkın eğitim düzeyi oldukça
yüksektir. Özbekistan'da Semerkant Devlet Üniversitesi eğitim hayatında
önemli yer tutmakta ve bütün enstitüleri içinde toplamaktadır.
Sağlık ve Sosyal Güvenlik için 1992-1993 yıllarından
sonra Özbekistan'da fonlar oluşturulmustur. Ayrıca yaşlılık, sakatlık
ve aile yardımları için işlemlere başlanmıştır. Bunlardan başka
Devlet Sigorta Fonu kurulmuştur.
Sağlık hizmetlerini devlet tekelindedir. Bu
hizmetler hastahaneler, doğumevleri ve dispanserler eliyle yürütülmektedir.
| Sağlık ve Sosyal Güvenlik için 1992-1993
yıllarından sonra Özbekistan'da fonlar oluşturulmustur. Ayrıca
yaşlılık, sakatlık ve aile yardımları için işlemlere başlanmıştır.
Bunlardan başka Devlet Sigorta Fonu kurulmuştur. |
Bağımsızlık Sonrası Özbekistan
SSCB’nin çöküşünün ardından
bağımsızlığını elde eden Türk Cumhuriyetlerinde önemli bir unsur
ön plana çıkmıştı: Türk-İslam kimliği. Bu belirgin özellik özellikle
Özbekistan’da yoğun olarak hissedilmişti. SSCB’nin tüm baskılarına
rağmen Müslüman ve Türk kimliklerini yitirmeyen Özbekistan halkı
bağımsızlık döneminde de çeşitli zorluklarla karşılaştı. Bağımsızlığın
kazanılmasının ardından iktidara gelen İslam Kerimov Özbekistan’da
İslami duyarlılığa sahip kişi ve kuruluşlara göz açtırmamaktadır.
Sovyetler Birliği’nin dağılışının ardından
özgürlüğünü kazanmaya başlayan Müslüman-Türk Cumhuriyetlerinin bazıları
bağımsız bir çizgi izlemeye çalıştı. Ancak bu devletler Rusya’nın
çeşitli girişimleri ve entrikaları ile karşılaştı. Özbekistan bu
konuda örnek verilecek ülkelerden biridir.
Bu
bağımsızlık hareketleri arasından en yumuşak geçiş Özbekistan’da
gerçekleşti. SSCB döneminde ülkenin başında bulunan İslam Kerimov
özgür Özbekistan’ın da başına geçti. Bağımsızlık sonrasında kurulan
Demokratik Halk Partisi’nin de başına geçen Kerimov, ülkenin yönetiminde
köklü bir değişiklik yapmadı.
1991 yılından bu yana iktidarda olan Kerimov,
ülke yönetiminde kendisine özgü politikalar uygulamaktadır. Bağımsızlık
sonrasında kurulan İslami Kalkınma Partisi Kerimov yönetimi tarafından
baskı altında tutulmaktadır.
Türk-İslam Varlığı Yok Edilmek İsteniyor
SSCB’nin çöküşünün ardından bağımsızlığını
elde eden Türk Cumhuriyetlerinde önemli bir unsur ön plana çıkmıştı:
Türk-İslam kimliği. Bu belirgin özellik özellikle Özbekistan’da
yoğun olarak hissedilmişti. SSCB’nin tüm baskılarına rağmen Müslüman
ve Türk kimliklerini yitirmeyen Özbekistan halkı bağımsızlık döneminde
de çeşitli zorluklarla karşılaştı. Bağımsızlığın kazanılmasının
ardından iktidara gelen İslam Kerimov Özbekistan’da İslami duyarlılığa
sahip kuruluşlara göz açtırmamaktadır. Rus yönetimine yakınlığı
ile tanınan Kerimov’un Devlet Başkanı olduğu Özbekistan’da günümüzde
50 binden fazla sayıda insan cezaevinde yaşamak zorunda bırakılmıştır.
Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında Kerimov’un, Özbekistan’daki İslami
hassasiyete sahip insanlara karşı başlatmış olduğu baskıcı yönetim
ve yok etme politikası yüzünden on binlerce insan çeşitli komşu
ülkelere sığınmak zorunda kalmıştır.
Özellikle Mekke ve Medine’den sonra üçüncü
kutsal şehir olarak kabul edilen Buhara’da Müslüman-Türkler şiddetli
baskılarla karşı karşıyadır. Orta Asya’da din eğitiminin merkezi
sayılan Taşkent ve Buhara’da çeşitli bahanelerle bu eğitimin önüne
geçilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca Stalin döneminde Kafkaslar'dan
zorla göç ettirilen Ahiska Türklerinin yaşadığı Fergana Vadisi bölgesinde
insan hakları ihlallerinin had safhaya ulaştığı, bölgeden son gelen
haberler arasındadır...
Time Dergisi: İslami yöneliş Rusya’yı korkutuyor!
SSCB'nin yıkılmasının ardından oluşan yeni
Orta Asya haritası, Türkiye ile çok yakın bağı olan bir bölge ortaya
çıkarmıştır. Çünkü bağımsızlıklarını birer birer ilan eden Müslüman
Türk devletleri ile Türkiye arasında hem din, hem dil, hem kültür,
hem de tarihi açıdan çok güçlü bağlar bulunmaktadır. Üstelik politik
ve ekonomik gücü, demokratik, çağdaş ve modern kimliği ile Türkiye
Orta Asya devletleri için oldukça önemli bir örnek teşkil etmekte,
hatta bu devletler tarafından bir nevi "ağabey" olarak
algılanmaktadır. Ancak bu bağların daha da sağlamlaştırılıp, bölgede
güçlü bir Türk Birliği oluşturulması söz konusu olduğunda Türkiye'nin
karşısına çok önemli engeller çıkmaktadır. Bu engellerin en önemlilerinden
biri ise bölgede kaybettiği siyasi ve ekonomik hegemonyasını tekrar
kazanmak isteyen Rusya'dır.
Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ndeki soydaşlarımızın
yüzyılın başından beri süregelen ateizm propagandasına rağmen bağımsızlık
sonrasında kararlı bir şekilde Türk-İslam kimliklerine sarılması
Rusya’yı korkutuyor. Bu konu hakkında geniş bir dosya hazırlayan
ABD’nin dünyaca ünlü dergisi Time, Rusya’nın bağımsız Türk Cumhuriyetlerindeki
Müslüman-Türk kimliğin ön plana çıkmasının Rusya tarafından endişe
ile izlendiğini söylüyor. Time dergisinin haberi Türk basınında
da geniş yankı buldu: Bunlardan bir tanesi şöyledir:
Time dergisi, geçen Kasım ayında, Sovyetler
Birliği Lideri Mihail Gorbaçov’un Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te
yaptığı açıklamada, ilk kez dinsel gösterilere karşı ateist propagandaya
hız verme gereğinden söz ettiğine dikkat çekerek, Orta Asya Cumhuriyetlerinde
İslam'ın gücünü korumasının Sovyet yöneticileri kaygılandırdığı
belirtiliyor... Bu olguya ek olarak , Orta Asya Cumhuriyetlerinde
İslam'ın etkisinin giderek yayılması da Sovyet liderini düşündüren
bir başka konu. Örneğin, Pravda gazetesinde çıkan bir yazıda, Özbekistan
Cumhuriyetinde, İslam öğretilerine karşı, ateist propagandaya yeterince
ağırlık verilmediğinden yakınıldı.
Çözüm Türk-İslam Ahlakı
Din ahlakının yaşanmadığı bir ortamda huzurun,
barışın ve güvenliğin sağlanması mümkün değildir. Türk-İslam kimliklerinden
uzaklaşma tehlikesiyle karşı karşıya olan kimi Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde
bu nedenle refahın oluşması mümkün değildir. Dinin getirdiği güzel
ahlakın yerine, komünist ve materyalist ideolojinin bir toplumda
yaygınlaştırılması, geçmişteki örneklerinde gördüğümüz gibi ülkeye
ancak yıkım getirir. Çünkü bu ahlakın yaşanmadığı bir ortamda başa
geçen yöneticiler adaleti, yardımlaşmayı ve barışı değil, çıkarcılığı,
bencilliği ve baskıcı yönetimleri tercih etmektedirler. Oysa Allah’tan
korkan insanların yönettiği bir ülkede çok büyük bir dayanışma ve
adalet hakim olur.
Perspektif
Türk Dünyası’nın Aydınlık
Yüzyılı
Siyaset tarihi göstermektedir ki, dünyaya hakim
olmak isteyen güç herşeyden önce bugün "Osmanlı hinterlandı"
olarak anılan bölgelere hakim olmalıdır. Çünkü dünya siyasetinin
ana hatları bu coğrafyanın etrafında şekillenmektedir. Ancak bu
coğrafyada Osmanlı Devleti'nin ardından, aradan geçen bunca zamana
ve denenen her türlü rejim ve uygulamaya karşın, huzur ve istikrar
hala sağlanamamıştır. Gerek Balkanlar, gerekse Ortadoğu ve Kafkasya
birer kanayan yara konumundadır. Bu topraklarda acının yaşanmadığı,
gözyaşının akmadığı gün geçmemektedir. Bölge halkları savaşların
ve çatışmaların ağır yükü altında ezilmektedir. Ortadoğu'yu bir
savaş merkezi haline getiren dış güçlerin varisliğini yaptıkları
medeniyet, dünya barışını inşa etmekten aciz olduğunu, dünya halklarının
son 70 yıldır yaşadıkları tecrübelerle göstermiştir.
Dünyanın jandarmalığını üstlenen ve süper devletler
olarak anılan bu güçler ellerindeki tüm imkanlara rağmen, Osmanlı'nın
yüzyıllar boyunca başardığını başaramamışlardır.
Tarihin işleyişi, böylesine hareketli bir bölgenin
her an yeni yapılanmalara müsait olduğunu göstermektedir. Osmanlı
coğrafyası da mutlaka bir gün hareketlenecek ve kendisi için belirlenmiş
olan zoraki yörüngeden çıkarak, doğal düzenine ulaşacaktır. Dünyanın,
etnik ve dini mozaik çeşitliliği bakımından en geniş yelpazeye ve
idaresi en güç bölgelerine nizam veren Müslüman Türk Milleti, bugün
de bu tarihi görevi üstlenmeye hazırdır. Üstelik Balkanlar, Ortadoğu,
Kafkaslar ve Orta Asya'yı içine alacak şekilde oluşturulacak Avrupa
Birliği gibi bir birlik, bölgede var olan tüm devletler için son
derece önemli bir açılım ve kazanç olacaktır. Bu coğrafyanın sahip
olduğu stratejik önem, bölgede yer alan devletlerin güçlerini ve
imkanlarını hem ekonomik hem de sosyo-kültürel alanda birleştirmeleriyle
daha da artacaktır. Avrupa Birliği benzeri bir oluşumun bu bölgede
gerçekleşmesi dünya siyasetinin tek odaklı çerçeveden çıkarılmasına
da aracı olacaktır. Böyle bir birlik bölgedeki her ülke için önemli
bir dayanak noktası oluşturacak ve böylece uluslararası arenada
her bir devlet kendi ulusunun menfaatlerini sonuna kadar koruyabilecektir.
Bu sayede büyük güçler tarafından bölge üzerinde oynanan oyunlara,
haksızlık ve adaletsizliklere bir son verilecek, tüm halkların kendi
geleceklerini kendilerinin belirlediği bir sistem hakim olabilecektir.
Bölgede yaşayan tüm halkların haklarının korunmasının sağlanacağı
böyle bir sistem kuşkusuz herkes için büyük bir kazanç olacaktır.
Ayrıca bilindiği üzere bu topraklar bugün dünyanın
en zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir. Sanayileşmenin temel hammaddelerini
oluşturan kömür, petrol, doğalgaz, demir, bakır gibi madenler açısından
başta Kafkaslar ve Orta Asya olmak üzere tüm Osmanlı hinterlandı
oldukça zengin rezervlere sahiptir. Müslüman Türk'ün önderliğinde
bu zengin rezervler en hayırlı şekilde kullanılacaktır. Bunun yanı
sıra böyle bir ortaklık aynı bölge içinde yer alan ülkeleri aynı
savunma paktı içinde toplayacak ve bu da savunmaya dair giderlerin
ve masrafların doğal olarak azalmasını sağlayacaktır. Bu şekilde
elde edilecek ek gelir ise bölge halklarının kalkınmasında kullanılabilecektir.
Savunma, ekonomi ve sosyo-kültürel alanda yapılacak
her türlü işbirliği bölgenin refah düzeyi ve yaşam standartlarının
doğal olarak hızla yükselmesini sağlayacaktır. Ve böyle bir oluşumun
doğal lideri ve önderi Türkiye'dir.
Türkiye jeo-stratejik ve jeo-ekonomik olarak
bu bölgede kilit bir noktada yer almaktadır. Üstelik tüm bu halklar
Türkiye ile gönül bağlarını halen devam ettirmektedirler. Türkiye'ye
derin bir gönül bağıyla bağlı olan bu insanlar kendilerine uzanacak
bir yardım elini beklemekte ve Müslüman Türk Milleti'ni kendileri
için bir kurtarıcı olarak görmektedirler. Türkiye Arnavutları, Boşnakları,
Pomakları, Çeçenleri, Çerkezleri, Azerileri, Gürcüleri ve hatta
Hırvatları, Sırpları, Romenleri ve Bulgarları bile yeni bir "Osmanlı
Milletler Topluluğu" altında toplayabilir. Nitekim tüm bu toplumların
çoğu, şu anda Osmanlı döneminde gördükleri huzur ve güveni yeniden
yaşayacakları düzenin sağlanmasını hedeflemektedirler ve bunun için
de Türkiye'ye umutla bakmaktadırlar.
Türkiye geliştireceği stratejilerle hem tüm
Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya'ya kalıcı barışı temin
edebilecek, hem de böyle bir birliktelikten oluşacak ekonomik gücü
en adaletli ve hakkaniyetli şekilde idare edebilecek bir tarihi
birikime sahiptir. Hiçbir güç, tarihe yön vermiş, insanlığa barışı,
adaleti ve huzuru armağan etmiş dev bir kültüre ve tecrübeye sahip,
köklü ve zengin bir medeniyetin kurucusu olan bir milletin sahip
olduğu duyarlılığı yok edemez. Geçmişte olduğu gibi bugün de Müslüman
Türk Milleti sabrı, imanı ve güzel ahlakı ile mazlumun yanında,
zalimin karşısında yer alacak, farklı kültürlerden ve kökenlerden
gelen insanları adalet ve hoşgörü potasında birleştirecek ve tüm
dünyanın özlemini çektiği barış ve güvenlik ortamını oluşturacaktır.
21. yüzyıl, Allah'ın izni ile, tüm Müslüman ve Türk halkları için
aydınlık bir çağ olacaktır...
|