| Bir kanlı
ağıt söylenir şimdi Kırım’da.
Biz duyarız Kırım'ın öldüren
feryadını.
Bir büyük destanla birlikte
yeniden yazacağız
Kırım topraklarına Kırım
Türk’ünün adını
YAVUZ BÜLENT BAKİLER |
| 
"Ordumuz, Türk birliğinin,
Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş
bir ifadesidir. Ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye idealini
tahakkuk ettirmek için sarf etmekte olduğumuz sistemli çalışmaların
yenilmesi imkansız teminatıdır."
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK |
Sürgünde Yeşeren Vatan
KIRIM
2. Dünya Savaşı’nın ardından Ruslar tarafından
topraklarından sürülerek 50 yıl boyunca Sibirya’da yaşamak zorunda
bırakılan Kırım Türkleri, SSCB’nin dağılmasının ardından bütün imkansızlıklara
rağmen yeniden topraklarına döndüler. 1774 yılında Osmanlı İmparatorluğu’ndan
koparılan Kırım Türkleri, bugün Ukrayna sınırları içinde bağımsızlık
mücadelesi veriyor.
Kırım yarımadasına Türklerin ilk göçü M.S.
430 yılında Hun İmparatoru Atilla’nın bölgeyi hakimiyeti altına
almasına kadar dayanır. Kırım toprakları 6. yüzyılda Hazar Türkleri’nin
bir vilayeti haline geldi. 10. yüzyıldan itibaren Peçenekler, daha
sonra Kıpçak Türkleri Kırım’a yerleşti. 12. yüzyıldan itibaren ise
Anadolu Selçuklu Devleti’nden çok sayıda Türk tüccar Kırım’a gelerek
Anadolu Türk medeniyetini Kırım topraklarına taşıdı. 1239 yılında
Altınordu Devleti’nin egemenliğine giren Kırım, 1357 yılında bağımsızlığını
ilan etti. Hacı Giray Han önderliğinde kurulan bu devletin adına
bağımsız "Kırım Hanlığı" denildi. Bu dönemde özellikle
Osmanlı donanmasının Karadeniz’deki birçok seferine asker gönderen
Kırım Hanlığı, 1475’te kendi isteğiyle Osmanlı İmparatorluğu’na
bağlandı.
Kırım'da Esaret Dönemi
1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca antlaşmasıyla
Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparılan Kırım Hanlığı, 1783 yılında
Rus işgaline maruz kaldı. Böylece Kırım topraklarında günümüze kadar
devam edecek olan esaret dönemi de başlamış oldu. Kırım’ın kaybedilmesi
Osmanlı İmparatorluğu için de sarsıcı olmuştu. Çünkü ilk defa halkı
Türk ve Müslüman olan bir toprak parçası Osmanlı İmparatorluğu’ndan
koparılıyordu.
Rusların Türklere karşı uyguladıkları baskı
ve soykırım politikası yüzünden Kırım’daki Müslüman-Türk nüfus Anadolu
topraklarına, Romanya’ya ve Bulgaristan’a göç etmek zorunda kaldı.
Bu göç sırasında çok sayıda Kırımlı yaşamını yitirdi. 1783’te Kırım’daki
Türk nüfus
% 98 iken, Rus işgalinden sonra bu oran % 35’e
kadar geriledi.
Rusya’daki Bolşevik Devrimi’nin ardından kurulan
Kırım Halk Cumhuriyeti, Devlet Başkanı Numan Çelebi Cihan’ın şehit
edilmesiyle sona erdirildi. 1921 yılında Rus güdümünde kurulan ‘Kırım
Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti de Kırımlılara özgürlük getirmedi.
Rusların İslam Dini ve Türklük bilinci aleyhinde başlatmış olduğu
propagandaya tepki gösteren Kırım aydınları Sibirya ve Ural dağlarına
sürüldü. 1920-1941 yılları arasında bölgedeki tüm tarım ürünlerini
toplayan Sovyet yönetimi Kırım’daki Müslüman Türk halkını kıtlık
tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Bu tarihler arasında binlerce
insan açlık ve hastalıktan hayatını kaybetti.
Ve Sürgün Yılları
2. Dünya Savaşı sonrası dönem bölgedeki Müslüman-Türk
varlığının en zorlu yılları oldu. Alman işgaline uğrayan Kırım’ın
tekrar Rusların eline geçmesinin ardından bölgede yaşayan Türk nüfusun
tamamı 1500 yıldır yaşadıkları topraklardan sürülerek çıkarıldı.
Sovyet Hükümeti 1945 yılında yayınladığı bir kararname ile Kırım
Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ortadan kaldırdı. Kırım toprakları
Ukrayna’ya bağlı bir eyalet statüsüne getirildi.
Topraklarından sürülen Kırım Türkleri’nin bağımsızlık
mücadelesi sürerken bölgeye topraksız ve evsiz Rus nüfus yerleştirildi.
Kırım Türkleri’nin yaklaşık 40 yıl süren sürgün dönemi 1987 yılında
kısmen de olsa sona erdi.
1987 yılında Kırım Türkleri’nin Kızıl Meydan’da
tüm dünyayı şaşkına çeviren bağımsızlık yürüyüşü adeta bir gövde
gösterisine dönüştü. Sovyet yönetimi tepkilere daha fazla direnemeyerek
Kırımlıların topraklarına dönmesine izin verdi. 1989 yılında kurulan
Kırım Tatar Milli Hareketi Teşkilatı’nın başına Mustafa Abdulcemil
Kırımlıoğlu getirildi. Rusya’nın, hatta dünyanın dört bir yanından
Kırım’a göç eden Türkler bölgeye çadırdan bir şehir kurdular. 1989
yılında Kırım’da 20 bin civarında Türk nüfus yaşarken, bu oran 1991
yılında 150 bine kadar çıktı. (Günümüzde bu nüfusun yaklaşık 300.000
olduğu tahmin ediliyor)
Çözüm: Kırım Türklerine Özgürlük
1991 yılında yapılan referandumda ezici bir
çoğunlukla bağımsızlık kararı alınması üzerine Ukrayna tarafından
Kırım Muhtar Sosyalist Cumhuriyeti kurulmasına izin verildi. Cumhurbaşkanlığı’na
Kırım Komünist Partisi 1. sekreteri Nikolay Barov getirildi. Bu
karara tepki gösteren Kırım Türkleri yeni kurulan devleti ve Cumhurbaşkanı’nı
onaylamadıklarını belirttiler. 33 kişiden oluşan Kırım Tatar Milli
Meclisi seçilerek Meclis Başkanlığı’na Mustafa Abdulcemil Kırımlıoğlu
getirildi.
Ne var ki, Kırım Yüksek Sovyeti hazırladığı
bir anayasa ile bölgede yaşayan Kırım Türkleri’nin bağımsızlık isteklerini
yine görmezden geldi. Ancak Kırım Türkleri’nin bu haksız uygulama
karşısındaki şiddetli tepkileri ve kararlı tutumları üzerine Kırım’da
yaşayan Müslüman Türk halka 14 kişilik temsil hakkı verildi. Rusya’nın
dağılması ve bölgedeki siyasi gücünü büyük ölçüde yitirmesi Kırım’daki
dengeleri de değiştirdi. 1991 yılına kadar Kırım’da hiçbir resmi
göreve alınmayan Kırım Türkleri, 1994 yılında Kırım Tatar milletvekillerinden
Dr. İlmi Ömer’in başbakan yardımcılığına getirilmesiyle durumlarını
daha da güçlendirdiler. Günümüzde Ukrayna sınırları içinde bağımsızlık
mücadelesi veren Kırım Türkleri, başta ikinci vatan ve Türk dünyasının
lideri olarak gördükleri Türkiye olmak üzere İslam dünyasının yakın
ilgisini bekliyorlar.
Perspektif
Gerçek Bir Atatürkçü Genç Nasıl Olmalıdır?
Atatürk'ün en büyük hedefi, çok büyük emeklerle
kurulan Yüce Türkiye Cumhuriyeti'nin güçlü ve gelişmiş demokratik
ülkeler topluluğuna büyük bir hızla girmesiydi. Türk Milleti'nin
bu süreci hızlandırmasının birinci koşulu ise Batı'nın medeniyetini
alırken, Türk milli birlik ve beraberliğini herşeyin üzerinde tutması,
milliyetçi karakterini ana esas olarak belirlemesi, İslam'ın özünü
savunan çağdaş bir yapıyı ivedilikle oluşturmasıydı.
İşte bu nedenle Atatürk, Cumhuriyet'i emanet
ettiği Türk gencinden, milli birlik ve beraberliğini herşeyin üzerinde
tutan vatanperver gençler olmalarını istiyordu. Bunun için karşılarına
çıkacak her engeli bizzat ortadan kaldırmalarını öğütlüyordu. Aşağıda
sıralanan birkaç madde, Atatürk'ün hedeflediği milliyetçi Türk genci
modelini kısaca tasvir etmektedir:
- Devletin bölünmez bütünlüğünü kararlılıkla
savunur.
- Hukuka ve kanunlara saygılıdır.
- Dine ve manevi inançlara gönülden bağlıdır
ve saygılıdır. Bu hürmetin kaynağını da laiklikten almaktadır.
- İnsana değer verir, ilişkilerinde saygı ve
sevgi esastır.
- Fikirleri ve idealleri, müspet ilme ve akla
dayalıdır.
- Türk Milleti için, her ne pahasına olursa
olsun hizmeti ilke edinmiştir ve bu uğurda hiçbir fedakarlıktan
kaçınmaz.
- Dikkatlidir, dışarıdan veya içerden gelebilecek
tehlikelere karşı uyanıktır, akılcı tedbirler alır.
- Örf ve adetlerine kuvvetli hislerle bağlıdır.
- Ailenin kutsiyetine inanır.
- Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaş medeniyet
seviyesinin üzerine çıkabilmesi için uğraş verir. Azimli ve kararlıdır.
Olumsuzluklardan yılgınlığa kapılmaz.
- Tevazulu, sabırlı ve daima barıştan yanadır.
- Adaletten ödün vermez.
- Estetik değerlere ve sanata düşkündür.
- Ahlak güzelliğine ve temizliğe değer verir.
- Herkese sevgi ve iyi niyetle yaklaşır, yardımseverdir.
- Sorumluluk sahibidir.
- İleri görüşlüdür.
- Hoşgörülü ve bağışlayıcıdır; affetmeyi ve
sadakati esas alır.
- Sözlerine ve emanetlerine olan hassasiyeti
güçlüdür.
- Onurlu ve vakarlıdır.
- Kendisine isabet eden güçlüklerden dolayı
hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmaz.
- Cesurdur, hiçbir zorluk onu hedeflerinden
yıldırmaz. Düşmanın sayısı, gücü ve büyüklüğü onun kararlılığını
etkilemez.
Günümüzde Atatürkçü birçok bilim adamı ve aydınımızın
ortak görüşü, Atatürk'ün manevi mirasını sahiplenecek bir gençliğin
eksikliğinin kendini hissettirdiği yönündedir.
Oysa Atatürk birçok konuşmasında kendi ilke
ve düşüncelerine sahip çıkma konusunda böyle bir gençliğe büyük
güven duyduğunu ifade etmiştir. O, bu konudaki duyarlılığını; "Gençler!
cesaretimizi kuvvetlendiren ve devam ettiren sizsiniz. Siz almakta
olduğunuz terbiye ve irfan ile, insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin,
fikir hürriyetinin en kıymetli sembolü olacaksınız... Cumhuriyet'i
biz kurduk; onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz." cümleleriyle
ifade etmişti.
Atatürk'ün bu sözleri doğrultusunda hiçbir
fedakarlıktan kaçınmadan yürüttüğü çalışmalarıyla Bilim Araştırma
Vakfı, ülkesinin sorunlarını gayet iyi bilen ve bunlara çözüm üretebilen,
demokrasi aşığı, kendini iyiye ve doğruya adamış, Milleti ve Devleti
için yaşayan bir gençliğin müjdesini vermektedir.
Kırım Türkleri'nin Sorunları
ve
Türk Dış Politikası
Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından anavatanları
Kırım’a dönen soydaşlarımız ile birlikte bölgede bugün 300 bine
yakın Türk yaşıyor. Ancak yapılan araştırmalara göre başta Özbekistan,
Tacikistan ve Ukrayna olmak üzere Orta Asya cumhuriyetlerinde 500
binin üzerinde Kırım kökenli Türk bulunduğu tahmin ediliyor. Bunların
birçoğu istemelerine rağmen Kırım’a geri dönemiyor. Ukrayna Hükümeti’nin
Kırım’a göçü zorlaştırmak için çıkarmış olduğu bürokratik engellerin
yanısıra, Kırım topraklarındaki ekonomik yetersizlikler, Kırım Türkleri’nin
anavatanlarına dönmelerine olanak tanımıyor.
Kırım Türkleri Azınlık Konumundan Kurtarılmalı
Günümüzde Rusya Federasyonu ile Ukrayna arasında
Kırım’ın geleceği ve statüsü konusunda tartışmalar yapılıyor. Azınlık
konumunda olan Kırım Türkleri ise bağımsızlıklarını kazanabilecek
sayıya ulaşana kadar tercihlerini Ukrayna yönetiminden yana kullanıyorlar.
Başta Türkiye olmak üzere Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin ekonomik
ve diplomatik alanda verecekleri destek, Kırım’ın dışında yaşayan
Türklerin bölgeye dönüşünü hızlandıracaktır. Bu da bağımsızlık mücadelesi
yolundaki Kırım Devleti için önemli bir adım olacaktır.
Kırım Türkleri’nin Lideri Mustafa Abdulcemil
Kırımlıoğlu internet üzerinden dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan
Kırımlı Türklere yaptığı çağrıda, bağımsızlık mücadelesinde anavatanlarına
destek olmalarını istiyor.
"Kırım asıllı soydaşlarımıza seslenmek
istiyorum. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra çeşitli sebeplerle
öz yurdundan göçüp başka ülkelere sığınan insanlar ve onların nesilleri
(Ruslar, Ukraynalılar, Ermeniler, Litvanyalılar ve diğerleri) bakışlarını
vatanlarına çevirmiş durumdalar. Onların çoğu özyurduna dönüyor
ve öz varlıklarını, bilgilerini ve tecrübelerini öz tarihi yurtlarının
ekonomisini ve medeniyetini canlandırmaya çalışıyorlar. Bazı sebeplerden
dolayı dönme imkanı olmayanlar ise anavatanlarının ekonomisine yatırım
yapıyorlar. Onlar öz yurtlarının siyasi, ekonomik, medeni ve dini
hayatlarına aktif olarak katılıyorlar. Çok ümid ederim ki, Kırım
Türkleri de, yaşadıkları yerden bu bizim ağır günlerimizde öz dedelerinin
yurtlarına yardım etmeye çalışırlar." (http://www.kirimdernegi.org.tr)
Kırım’daki Türk liderlerin en çok yakındıkları
konu ise Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin Kırım’ın sorunları konusunda
duyarsız kalışı. Eski komünist yönetimin uzantısı olan bazı yöneticilerin
Kırım Türkleri’nin bağımsızlık mücadelesinde destek olmaktan ziyade
engelleme girişimi içerisinde olmaları Kırım Türkleri’nin en önemli
sorunları arasında kabul ediliyor.
Kırımoğlu: Türkiye Türk Dünyasının Lideri
Kırım Türkleri’nin en fazla güvendikleri devlet
ise Türkiye. Yıllarca Osmanlı idaresi altında yaşayan Kırım Türkleri,
Türkiye’yi ikinci anavatan olarak kabul ediyorlar. Kırım Türkleri’nin
lideri Mustafa Abdulcemil Kırımlıoğlu, Türkiye’nin dünya Türklüğünün
doğal lideri olduğunu ifade ederek şunları söylüyor:
"Türkiye Cumhuriyeti Türk dünyasında ayrı
bir yer tutuyor. Türkiye, Türk Dünyası’nda bağımsızlığını kazanan
ve bunu müdafa etme kudretinde, kendi ordusuna sahip yegane Türk
devletidir. Türkiye’de milli medeniyet ilerledi, Türk dili zenginleşti
ve yeterli hale geldi. Türkiye ekonomisi diğer Türk ülkelerinin
ekonomilerine göre daha fazla gelişmiştir. Bütün bu faktörler, Türkiye’ye
Türk dünyasında lider olma konumunu kazandırıyor... Türkiye gerçekten
de Türk dünyasının tamamı için birleştirici ruhi merkez olabilir."
(Mustafa Abdulcemil Kırımlıoğlu, http://www.kirimdernegi.org.tr)
Kırım'da Manevi Değerlere Yöneliş
Kırım’da Sovyetler Birliği döneminden miras
kalan sorunların en önemlisi dini alanda yaşanıyor. Uzun yıllar
esaret ve sürgün hayatı yaşayan Kırım Türkleri’nin vatanlarına geri
döndüklerinde en önemli sorunlarından biri din adamı eksikliğiydi.
Yıllarca tek yönlü bir ateist eğitimden geçirilen Kırım Türkleri’nin
İslamiyet’i öğrenmesi için Kırım Müslümanları Din İdaresi tarafından
Hidayet isimli bir gazete yayınlanıyor. Bugün Kırım sınırları içinde
30’dan fazla İslami kuruluş geniş çaplı çalışmalar yürütüyor. İslami
kuruluşlar genellikle kendi bölgelerinde bulunan ancak Sovyet yönetimi
döneminde tahribata uğramış cami ve medreseleri tekrar kullanıma
açmak için çalışıyorlar.
Bununla birlikte pek çok Kırımlı öğrenci başta
Türkiye olmak üzere Kırım toprakları dışında ilahiyat eğitimi alıyorlar.
Ayrıca Kırım’daki siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri dini
alandaki boşluğun giderilmesi için elbirliği ile çalışmalar yürütüyorlar.
1992 ve 1993 yılında Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından
bölgeye gönderilen din adamları İslami eğitim alanında bilgi ve
birikimlerini Kırım Tatarları’na aktardılar.
Kırım Tatar Milli Hareketi ve Türkiye’den giden
gönüllü kuruluşların Kırım’da İslam’ın geleceği ile ilgili çok yönlü
çalışmaları bulunuyor. Bu çalışmalar zaman zaman Ukrayna Hükümeti’nin
engellemesiyle karşılaşsa da, komünist yönetimden yakın geçmişte
kurtulan Kırım Türkleri’nin bu alanda önemli mesafeler katettiğini
söyleyebiliriz.
|